AKP Kürt Batağında!

0
857

Sinan: Geçen haftalarda bir başka söyleşide Neşe Özgen bütün bu sürecin aynı zamanda sınır politikalarıyla ilgili olduğunu ve Türkiye’nin kendi sınırında kontrolü yüksek tutacağı bir alan yaratmaya çalıştığını söylemişti. Kandil’in de benzer bir stratejisi olabilir mi? Aslında bir sınır mücadelesi mi yaşanıyor Türkiye ile Kürtler arasında?
Celal Başlangıç: O da var. Eylül Ekim’de Kobane düştü düşüyor hikayesinin olduğu sıralarda, Kars’ından Van’ından Ağrı’sından Diyarbakır’ına kadar herkes sınıra indi. Etten duvar ördüler sınıra. Onlar olmasaydı belki Türkiye tarafından daha kolay yardım gidebilirdi IŞİD’e. İllaki devlet iletecek demiyorum, Türkiye’deki IŞİD yandaşları da iletebilir, oradaki sınır çok geçirgen bir sınır. Sonuçta oradaki PYD’ye yardım iletildi. Geçen gün Nusaybin’de sokağa çıkma yasağı uzayınca, Nusaybin’in karşısındaki Kamışlı’da insanlar gösteri için sınıra geldiler. Burada fazla temas var. Bu fazla temas Türkiye’nin ürktüğü nokta işte! Ama onların çoğu zaten akraba? 

Sinan: Peki bu nereye gidecek? Bundan sonra ne beklemeliyiz. Kürt hareketi açısından özellikle. Bir de Türkiye’nin bundan sonraki politikası nasıl şekillenecek?

Celal Başlangıç: Bir süre daha giderek artan bir çatışma yaşayacağız. Ondan sonra konjonktüre bağlı, eninde sonunda masada bitecek iş. Masada herkesin lehine, aleyhine bir şey olacak. Fakat kesin ki, gerek AKP gerek devlet, gerek ordu bu süreçte beklemedikleri bir dirençle karşılaştılar. Bu durum askeri cenahta ciddi bir rahatsızlığa yol açıyor. Birkaç günde biteceği var sayılan operasyonlar uzadıkça uzadı. Bak şimdi… Aşağı yukarı ilk sokağa çıkma yasağı 16 ağustosta Varto’da ilan edildi. Ondan bu yana toplamda 280 günü aşan 55 tane sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Bu süreçte ölen sivil sayısı 211’i buldu. Şu anda 50’den fazla insanın cenazesi morglarda, sokaklarda, cami ve okul bahçelerinde bekliyor. Dehşet verici bir tabloyla karşı karşıyız. Bir tahmine göre 10 bine yakın ev oturulamaz hale gelmiş durumda. Bu kadar aile evsiz kaldı demektir

Sinan: Bunun için bir TOKİ projesinin hazırlandığı da söyleniyor.
Celal Başlangıç: Evet ama şimdi Lice’de, Cizre’de, Silopi’de, Silvan’da TOKİ yok yani! Her yerde TOKİ yok. 30 Aralık’taki son gidişimde Gültan Kışanak’la konuştum. Devlet daha hasar tespitini doğru dürüst yapamıyor ki insanların ihtiyacını belirleyip karşılayabilsin? Mesela sırf Silvan’da oturulamayacak hale gelen ev sayısı 800! Ayrıca 100 tane de onarılamayacak halde olan ev var. Tümüyle yeniden yapılması lazım… 

Sinan: Hasarın ağırlığına da bakınca, burada artık ağır silahların konuştuğu ortada! Ağır silahlar sadece devletin elinde değil mi artık?
Celal Başlangıç: Benim gördüğüm, YDG-H’nın elinde roket atar var. En önemli silahı o. Sonuçta Sur’da bir tabancayla da direnilebilir. “Karanlık küçelerde kör bıçaklara gelesin” der Diyarbakırlılar. En beter şekilde ölesin anlamındadır. Mesela silvanda 6 defa sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Ben ikincisi ilan edildiğinde oradaydım ve dördüncüsü bittiğinde oradaydım. Dördüncü sokağa çıkma yasağı bittiğinde etrafı gezmek için çıktım.  Bütün sokaklar temizlenmişti, ne hendek, ne barikat kalmıştı. Sonra 5.sini, 6.sını ilan ettiklerinde yine hendek, barikat vardı. Cizre’de de ilk sokağa çıkma yasağı başlamadan oradaydım, ilki bitince de oradaydım. Hendekler daha büyümüş, barikatlar daha yükselmiş, tahkim edilmişti.  Her yere giremediler. Aşağı yukarı 120 gündür surda 5 defa sokağa çıkma yasağı ilan edildi. 35 gündür sokağa çıkma yasağı sürüyor. Sen sura niye giremedin 35 gün. Fatih sultan Mehmet 6 Nisan’da geldi İstanbul önüne 1453’te, 29 mayıs’ta, yani 53 gün sonra aldı ya hu suru! Hem de dünyanın en iyi korunan suruydu burası. Burada başka bir şey var. Burada görmek istenmeyen bir şey var. Devletin de bütün Türkiye kamuoyundan ısrarla sakladığı bir şey:  O hendeklerin arkasında halk var. PKK’liler falan yapmış değil onu. Koordine etmiş olabilirler gelip zaman zaman ama esas yapan oradaki çocuklar. Bir hendeğin başında bir adam gördüm. Benden de yaşlı. Kalaşlikofla duruyor. Hayrola dedim. Çünkü hep gençler çocuklar falan, anlıyorsun. Çocuğu adamın 20 saat nöbet tutmuş, geliyor ver silahı ben tutayım git biraz uyu diyor. Burada aileler var. Sorun da bundan kaynaklanıyor. Askeri soktular, özel harekat polislerini soktular, asker çevre güvenliği aldı yetmedi, jandarma girdi devreye.. Son bir haftada kimler girdi bak? Korucular!. Eğil’den, Bitlis’ten, Çınar’dan korucular getiriyorlar. Yetmedi mi adam, kaç kişi var ya? Benim öğrendiğim Sur’da en son, 100 e yakın gerilla, 100’e yakın da YDG-H’lı çocuk vardı. Cizre’de 10 bin askerle operasyon yapıyorsun. Kara kuvvetleri, deniz kuvvetleri, hava kuvvetleri gelmiş yetmemiş, bir de genelkurmay başkanı gelmiş harita üzerinde brifing alıyorlar Cizre’de. Ne oluyor arkadaş! Bu bölgedeki sorunla ilgili ilk kitabımı 1987 yılında yazdım. O sırada 3 yıldır bölgedeyim; “Burada devlet PKK ile halkı ayırmıyor. Ben tanık oldum, Kürd’ün dövüle dövüle PKK’li yapıldığını devlet tarafından. Devlet bilerek ya da bilmeyerek PKK’ye kaynak aktarıyor. “Ayırın!” diye yazmıştım. O kitabın evvelki sene 8. Baskısı yapıldı. “8. Baskıya Önsöz” yazdım dedim ki; “1987’de halkla örgütü ayırın” demiştim ama artık çok geç. Şu anda yaşanan şey bu! Devlet savaş koşulunda da, barış koşulunda da, her koşulda örgütün büyümesine yol açmış. Çünkü sen oradaki soruna uygun çözümler üretmemişsin. Bir de buna bölgesel meseleni, PKK’nin hem siyaset, hem askeri olarak, hem ideolojik önderlik olarak bölgede varoluşunu düşünürsen, sen istediğin kadar kürdü öldür, hendekleri kapat… İnsanların yüreklerinde olan hendeği nasıl kapatacaksın? Böyle bir noktaya gidiyor. Bugün resmi gazetede bir yönetmenlik değişikliği yayınlandı. Adli tıp kurumu yönetmeliği değiştirildi. Kimliği belirlendiği halde morgdan 3 gün içerisinde teslim alınmayan cenaze gömülür diyor. Bu çok basit bir şey gibi görünüyor. Ben 3 gün cenazemi almazsam oradan devlet alacak gömecek. Ya da kaçıracak diye geliyor aklıma. Çünkü 1925’de Şeyh Said ve arkadaşlarına bunu yaptılar. 1938’de Seyit Rıza ve arkadaşlarına bunu yaptılar. Said-i Kurdi’ye 60 iktidarından sonra bunu yaptılar. Kürtlerin genetik hafızası hemen ayaklanıyor. Benim hemen aklıma gelmez bu: 25’lere dönüyoruz! Takriri Sükun kanununu yeniden çıkar, olmadı zorunlu iskan kanununu çıkar bari!