AKP Kürt Batağında!

0
857

Sinan: 19. Yüzyılın uluslaşma dalgasının Kürt kıyılarında kırılmasının da sebebi bu parçalanma…
Celal Başlangıç: Evet, dünyada bu kadar büyük bir nüfus sahibi olup da devlet kuramamış başka bir yapı yok. O saha çalışması sırasında Salih Müslim’le de bir günü beraber geçirme fırsatımız oldu. Salih Müslim, İTÜ Kimya mezunu olduğu için çok iyi Türkçe konuşur.  Abisi de İslamcı biraz ama Cerrahpaşa mezunudur. Orada “Öcalan’la nasıl tanıştın?” diye sordum Salih Müslim’e. Gerçi aklıma gelen her şeyi sordum adama. Hatta evlenirken kaç para başlık parası verdiğine kadar sordum. (Gülüyor) 1984’te tanışmış Öcalan’la. Bugün PYD’nin lideri olan adamla Öcalan’ın teması 1984’te başlıyor! Öcalan Murat Karayılan’ı gönderiyor Salih Müslim’e, Şam’daki evine çağırtıyor ve öylece tanışıyorlar. Orada tarih içerisinde hep Türkiye’nin aleyhine kullanılmak üzere Suriye’nin izin verdiği bir kürt örgütlenmesi var. Bak 1950 galiba, Nasır döneminde Suriye ile Mısır birleşmişlerdi. O Birleşik Arap Cumhuriyeti döneminde Nasır Kürtçe radyo yayını da başlatıyor. Mısır Büyükelçimiz Nasır’a çıkıp “Efendim bu Kürtçe yayınına son vermek lazım, zira biz rahatsızız bu durumdan” diyor. Nasır gülümseyerek, “Neden? Sizde Kürt mü var?” diye sorunca Büyükelçimiz “Hayır efendim, ne münasebet” cevabını veriyor. Bu kez Nasır “E o zaman niye rahatsız oluyorsun?” diyor, konuyu kapatıyor. Yazdım bunu daha önce. Şimdi tabii buradaki Kürt oluşum Türkiye tarafından fark edilemedi. Bunlar “2 ayda Şam’daki Emevi Camiinde Cuma namazı kılacağız” hayali kurarken, geldi 2 milyon Suriyeli, şimdi bizim camilerde namaz kılıyor! Bambaşka, hiç tahmin edemedikleri bir Kürt oluşumu çıktı ortaya. Bunlar zaten örgütlüydüler, bir hazırlık vardı. Partinin tarihi falan da ilginçtir. 

Sinan: E zaten Öcalan’la Salih Müslim 84’de tanıştı diyorsanız, bu neredeyse PKK ile PYD’nin tarihlerinin paralel gittiği anlamına geliyor. 

Celal Başlangıç: Tabii tabii! Orada güçlü bir yapı çıkardı bunlar. Bu durum Türkiye’yi şiddetle rahatsız etti. Şu anda çatışmanın tek nedeni olarak öne çıkmıyor ama oradaki özerk kanton yapıların verdiği rahatsızlıktan söz edebiliriz. Düşün ki bu yapı tamamlandığında Türkiye’nin en uzun sınır komşusu Kürtler olacak. Şu an zaten 600 km’yi geçti Kürtlerle komşuluğu. Kuzey ıraktan başlarsan zaten 1100 km’yi falan buluyor komşuluk. Bu durumu Türkiye’deki Kürtlerin talepleri açısından büyük tehlike görüyorlar. Bu arada hakkını da vermek lazım, ilk açıkladığında kuşkuyla karşılamıştık fakat Öcalan’ın demokratik konfederalizmi daha 2006 da söylediğini hatırlatmak isterim. Bu konuda Öcalan’ın öngörüsünü yabana atmamak lazım… Ve 2010’da Diyarbakır’da demokratik özerklik açıklaması da bugünü anlamamız açısından önem taşıyor. Sonuçta Türkiye’de Öcalan tarafından, Öcalan’ın siyasi doğrultusundaki parti tarafından açıklanan demokratik öz yönetim modeli, aslında Suriye’de uygulanmış oldu. Rojava dediğimiz hikâyenin bir yanı da budur. 

Sinan: Bu durum, Rojava’yı daha mı rahatsız edici kılıyor?
Celal Başlangıç: Tabii! Buradaki talebi de yükseltiyor. Orada bir yapı kurulmuş ve farklı halklar bir arada tarih yazıyor. Rojava Anayasasının ilk maddesine bakmak yeterli. Çok çarpıcıdır. Ha şimdi Türkiye’de ne oldu? Burada işler başka türlü gelişti. Çözüm süreci konuşulurken PKK’ye silah bıraktırılacaktı. Keşke olabilseydi tabii ama şimdi tüm bu sürece baktığımızda aslında görüyoruz ki Kürt siyasi hareketini tasfiye etmeye dönük bir çabaymış. Bir müzakere ve barışma değil, silah bırakmaya mecbur bırakma. Kendileri de zamanında dillendirdiler bunu: Sri Lanka modeli! Yani toptan imha modeli! Sri Lanka adalardan oluşuyor, farklı bir yapısı var. Buradaysa Kandil, Şengal, Rojava var. Başka bir boyuta geldi. Şu anda IŞİD’e, cihadçı İslamcılara karşı mücadele eden tek seküler örgüt. Kuzey Irak’ı hatırla, yakın zamana kadar Türkiye’nin “kırmızı çizgisiydi”. Sonra kabul etmek zorunda kaldı, şimdi iş yapıyorlar, ticari ortak oldular, para kazanıyorlar. Türkiye, Kuzey Irak tecrübesinden sonra Rojava’yı da uzantısal olarak kabul edebilseydi, oradan Türkiye’ye yansıyan bir sınır kardeşliği geliştirilebilirdi ama o zaman başka şeyleri kabul etmek zorunda kalacaktı. Öyle bir açmazın içinde ki Türkiye! Rojava’dan göç olduğunda gittik. Suriye’den daha önce göç eden Araplar için kamplar yapılmıştı. Suruç’ta da sonradan İmam Hatip’e çevrilmiş bir yatılı bölge okulu var, orada bir kamp kurmuşlar. Ama Roja’va’dan gelen Kürtlerin çoğu kampa gitmiyor. 80 bin insanın sadece 4 bini kamptaydı. Genetik hafıza kodu bu işte! Yaklaşık 60 bin kişi dükkanlarda, evlerde, taziye evlerinde, düğün salonlarında, depolarda falan kalıyordu. Oradaki valilik görevlisiyle konuşurken “size müjdeli bir haber vereyim, burada çocuklara okul açacağız” dedi. Tabii ilk sorum “hangi dilde?” oldu. Çünkü genelde Sünni Araplara Arapça eğitim veriliyor ki doğrusu da bu zaten, peki Kürtlere ne yapacaklar? Alt üst oldu! “Türkçe” dedi. “Araplara Arapça açmışsınız, neden Kürtlere Türkçe?”. Burada devlet olarak kendi Kürdüne Kürtçe eğitim vermiyorsan dışarıdan gelen Kürtlere ne vereceksin? Bu sorunun cevabı hâlâ yok tabii, zaten o okul da açılmadı.  

Çözümsüzlük ve açmaz burada! Bir yandan Kürt tasfiyesi hesaplanırken bir yandan da çözüm süreci! Ama bir türlü müzakereye dönüşemeyen, müzakerenin müzakeresi aşamasında kalınan bir süreç! Bunlar devlet bürokrasisi üzerinden yürüyor. Siyasi kadroya girmiyor, bürokratlarını gönderiyorlar. MİT’di, Kamu Güvenliği Müsteşarlığı’ydı falan zorlanıyorlar. Çünkü belli bir kodlamayla gidiyor, belli sözler veriyorlar mesela Öcalan’la görüşmelerinde. Ama sonra döndüklerinde siyasiler o verilen sözleri tutmuyorlar. E sözler tutulmayınca da zor durumda kalıyorlar çünkü bu konuyu hakkını vererek çözme niyeti yok.