AKP Kürt Batağında!

0
857

Sinan: Çökertme operasyonundan bahsediyorsunuz. Kandil ve İmralı neresinde bunun? Göremediler mi bu süreci?
Celal Başlangıç: İmralı ve kandil bunu 30 Ekim’de gördü. Zaten 30 Ekim’de bunu görmelerinden dolayıdır ki HDP’nin seçimlere parti olarak girmesi kararı verildi. Barajı aşacaklarına inandıklarından dolayı değil. Bence bu savaş kararından haberi Kandil ve İmralı’nın.

Sinan: O halde demek ki 7 Haziran’a kadar taraflar pozisyon aldılar yani?
Celal Başlangıç: Evet, daha 30 Ekim’den bahsediyoruz. 7 Haziran’a kadar gidelim, sonra zaten masa devrilecek, Kürtlere bir şey vermeyeceğiz! Şimdi bundan Kandil ve İmralı’nın haberi oluyor. Nasıl oluyor, bunu bilmiyorum ama şöyle bir değerlendirme yapılıyor: Bu savaşın çıkmasını engellemenin tek yolu, Erdoğan ve AKP’nin tek başına iktidar olmaını engellemek. Çünkü tek başına iktidar olursa savaş yeniden başlayacak. Savaş başlayınca biz bağımsız olarak girdiğimizde, 30-35 tane milletvekilimizin olmasının bir anlamı yok. Ama parti olarak girebilirsek Erdoğan’ı seçtirmeyiz. O zaman bir anlamı olur. Kaldı ki Erdoğan tek başına seçilirse, bizim milletvekillerine orada parlamenterlik de yaptırmazlar, Diyarbakır’a geri dönmek zorunda kalacaklar. Baştan şansımızı deneyelim. Seçilmezsek de zaten geleceğimiz yerde durmuş oluruz. HDP’nin seçimlere parti olarak girme kararının altında bu yatıyor. 30 Ekim’deki MGK toplantısında 7 Haziran sonrasında savaşın tekrar başlayacağına dair alınan bilgi… 

Sinan: Yani “seni başkan yaptırmayacağız” stratejik bir kararın sonucu aslında?

Celal Başlangıç: Tabi, onun arkasında o yatıyor zaten! Dedim ya Cizre’de hendeklerin kazıldığı zaman 14 Ocak’ta ikinci defa hendekler kapatıldı falan. Ondan sonra 30 Ocak’ta tekrar bir anlaşma sağlanıyor. Hatta gençler diyor ki, hendekleri biz kazdık ama ancak Kandil kapat derse kapatırız diyorlar. Kandil’le irtibat sağlanıyor. Tabii henüz süreç işlediği için bu ilişkiler daha kolay. Oradan kapatın talimatı geliyor ve 30 Ocak’ta hendek kapatılıyor. Ne zamana kadar? 10 Ağustos’a kadar. Yani 24 Temmuz’da bombardıman başladı, hendekler tekrar 10 Ağustos’ta kazıldı. Onların nedenleri var çok uzun anlatmak istemiyorum. Şimdi bak Aziz İstegün, Zaman Gazetesi’nin Diyarbakır temsilcisi. Şu anda da Zaman Gazetesi Diyarbakır merkezli Kürtçe internet sitesi yapıyor, onu da bu arkadaşımız yönetiyor. Cizre’de yaşananları anlatıyor. Sonra diyor ki, bu gelişmeler ne anlama geliyor, bundan sonra ne olacak? Bu soruların birden fazla cevabı var. Bunları şöyle sıralamak mümkün diyor. 5 tane madde saymış. Ben 5. Maddeyi okuyacağım ama şunu hayal et: Çözüm süreci sürüyor, iklim müsait, bir tek Cizre’de sorun var, başka yerde yok o sorun. “AKP’nin sürdürülebilir çatışma politikasıyla HDP’yi baskı altında tutmak istemesi. Bu görüşe göre AKP 7 haziran 2015’de gerçekleştirilecek genel seçimlere Kürt meselesine dair risk almadan, kayda değer adımlar atmadan gitmek istiyor. Ayrıca siyasi gidişatın normal şartlar altında ilerlemesi durumunda HDP’nin legal alanda mesafe kat etmesi kuvvetle muhtemel’’ Bak! 14 Ocak’tan bahsediyoruz ha? Devam ediyorum:  “Cumhurbaşkanlığı seçimleri bunu gösterdi. Alevi ve sol kesimin yanı sıra muhafazakâr Kürt tabanından HDP’ye kayda değer oy kaymaları mümkün. Bunu engellemenin yolu, sürdürülebilir çatışma rejimi tesis ederek, HDP’nin siyaset alanını daraltmak, AKP düşük yoğunluklu çatışma ortamında kendi iktidarını güvende hissediyor. AKP temelde Kürt hareketini kıstırmak, boğmak ve kışkırtmak istiyor.’’ 14 Ocak 2015 tarihli zaman gazetesi. Zaten bağıra bağıra gelmiş bu iş!

Sinan: Analizden çok kehanet yazısı gibi!
Celal Başlangıç: Buna rağmen 28 şubata, Dolmabahçe mutabakatına kadar geldik. Hatta bugün tekrar Selahattin açıkladı Van mitinginde. Dolmabahçe’de hangi koltuğa kimin oturacağını bile cumhurbaşkanının ayarlayıp sonra haberim yok deme hikâyesini. Cumhuriyet’de de çıktı, Erdoğan biraz da o toplantıdan PKK’nin “tamam biz silahları bırakıyoruz” kararını açıklamasını bekliyormuş. Hatta o yüzden Akdoğan’ın kendisini kandırdığından yakınıyormuş falan. Ama daha önemlisi, anket sonuçlarının düşük gelmeye başlamasıydı. HDP’nin barajı aşma ihtimalinin kuvvetlenmesiydi ki bunun üzerine bir hamle yaparak, 15 Mart’ta Balıkesir konuşmasında “Ne Kürt sorunu yahu” dedi ve savaşı kontrollü olarak tekrar tırmandırmaya başladı. Ve bu 7 hazirana kadar geldi. İşte dananın kuyruğunun koptuğu yer de 7 Haziran. “Ne oluyor?” dersek bu oluyor aslında. Hala savaşın başlamasına vesile olan olayın; Ceylanpınar’daki polisin, hiç de PKK’nin yöntemi olmayan biçimde elleri arkadan kelepçelenip, kafadan tek kurşunla ve susturucuyla öldürülmenin kimin tarafından yapıldığı karanlıktır

Sinan: Ama önce üstlendi HPG?
Celal Başlangıç: Üstlenir gibi yaptı, tahmin üzerine!

Sinan: “Kontrolümüz dışında” dedi.
Celal Başlangıç: PKK bu süreci yönetemedi. AKP’nin eline koz vermiş oldu

Sinan: Bu süreçte inisiyatifi tamamen Erdoğan eline almış gibi görünüyor
Celal Başlangıç: Saldırdı yani

Sinan: Öcalan’ın da tecrit edildiği bir ortamda kontrol iyice zorlaştı. Kandil burada nasıl bir strateji yürüttü peki?
Celal Başlangıç: Tabii biz buradan bakarak değerlendirme yapabiliyoruz. Ama sınır ötesindeki bölgenin coğrafi gerçeği çok daha farklı! Ben mesela şöyle bir değerlendirme yapıldığına tanık oldum: Mesela bütün bu saldırılar sürerken “Gerilla nerede? Niye bize sahip çıkmıyor? Çoluğumuzu çocuğumuzu dağa bugünler için mi gönderdik biz? Bizi korusunlar diye göndermedik mi?” diyenleri duyuyorum. Çok zor bir dengeden bahsediyoruz. Tabi bu saldırının cevapsız kaldığı anlamına gelmiyor bütün bu olanlar. O büyük patlamalar falan unutulmasın. Belli ki hazırlık yapılmış. Örgüt de yapmış hazırlığını. Yani sadece Devlet hazırlık yaptı demek vicdansızlık olur. Burada karşılık bulamayınca ordunun Rojava’ya doğru yönelmesindeki telaş biraz da bu anladığım kadarıyla.