Sinan: Bir illüzyon yaratıldı diyorsunuz o halde çözüm etrafında?
Celal Başlangıç: Tabii çünkü bence yakın zamana kadar AKP, çatışmasızlığı oylarının stabil kalması için gerekli görüyor, bir yandan da çatışma sürecinin hazırlıkları yapılıyordu.
Sinan: Çatışma sürecinin hazırlıklarını kim yapıyordu gerçekte?
Celal Başlangıç: İşin doğrusu iki taraf da yapıyordu. İki taraf da birbirine güvenmiyordu. Kandil’in de bu işe evet demesini de şu ifadeye bağlayabiliriz: “Başkanın güvendiği TC’ye güveniyoruz”. Bak, kendilerinin güvenlerinden söz etmiyorlar. “Öcalan’ın güvendiğiyle” bu işe başlanıyor.
Sinan: İyi de Öcalan da hapiste bu arada?
Celal Başlangıç: Elbette onu da göz ardı etmiyorlar. Onlar da usta oldular. Bak, Cemil Bayık 81’de çıktı Türkiye’den. 1981’den bu yana Türkiye’de kaç tane başbakan, cumhurbaşkanı, genelkurmay başkanı, ordu komutanı değişti, Cemil Bayık hala orada! Bu politikada ustalaştılar ve uluslararası oyunu oynamayı da öğrendiler. Herkes ne zaman bitecek, kopacak endişesiyle yürüttü bu işi bir yere kadar. Şimdi ortaya çıkan bir çöktürme planı var. Eylül 2014’te zaten bu işin hazırlıklarının yapıldığı anlaşılıyor. Bir yandan çözüm süreci yürürken, bana göre en önemli işaret fişeklerinden, yani çatışmalı ortama tekrar gireceğimizin en önemli işaret fişeklerinden biri 6-8 Ekim olaylarından sonra yapılan 30 ekim tarihindeki Milli Güvenlik Kurulu toplantısıdır. Bu, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en uzun MGK toplantısı! Tam 10 buçuk saat sürdü. Ondan önceki rekor ise 9 saat ile 28 Şubat kararlarının alındığı MGK toplantısıdır ki, bir tür darbeydi o! O toplantının sonuçlarını biliyorsun. Şimdi 30 Ekim 2014 tarihli MGK’da iç güvenlik yasa tasarısı başta olmak üzere bir takım uygulamalar burada kararlaştırıldı. Çöktürme planının simülasyonu o MGK’nın gündemi. Vahim bir plan! 5-7 bin arası kayıp, 10 bine yakın tutuklama, 200-300 bin insanın göçünü öngören bir simülasyon! Daha ortada ne özyönetim var, ne özerklik var, ne ciddi bir olay var. Bir yandan da Çözüm süreci devam ediyor. Şimdi Cizre, hendeklerin ilk kazıldığı yerdir. Ne zaman? Aralık 2014’te! O zamana kadar ufak tefek bir iki hendek dışında, işte Gezi olayları sırasına denk gelen kalekol hikayesinde bir gencin öldürülmesi dışında çatışmalar, ölümler, hendekler yok ortada.
Sinan: Medeni Yıldırım?
Celal Başlangıç: Evet Medeni Yıldırım! Şimdi orada şöyle bir sorun var. Mesela 15 Aralık 2014 ile 20 Ocak 2015 arasında, sınır ötesinden 20-30’a yakın cenaze geliyor. “Cenaze gelmiyor” deniyordu ya? Aslında geliyor. Tabii orada Hizbullah’la da yaşanan bir gerginlik var. 30 Aralığa kadar 4 tane insan öldürülüyor orada. Biri Hizbullahçı, 3’ü PKK çizgisine yakın. Bunların ikisi de çocuk daha. Orada Ozan Başurgan diye bir emniyet müdürü var, Cizre Emniyet Müdürü. 4 ölümden sonra görevden alındı. 30 Aralık’ta oraya başka bir Emniyet Müdürü atandı. Tabı ev baskınları falan olunca gençler oraya hendek kazmaya başlamışlardı. Bu ölümler de olduğu için. Polis mahalle içlerine giriyor adam öldürüyor. Araya siyasiler falan da girdi, gençler ikna edildi ve 6 Ocak’ta hendek kapatıldı, yeni emniyet müdürü de gelmiş. O gün bir zırhlı polis aracı hendeklerin kapatıldığı yerden mahalle içine girdi 14 yaşında bir çocuğu öldürdü. Ümit Kurt. Boyacı, boya elbiseleri üzerinde bir çocuğu öldürdüler. Sonra hendekler yeniden oluşturuldu. Ve 14 Ocak’ta Hatip Dicle gitti. Öcalan’ın mesajını götüren Hatip Dicle’yi 10 bin kişi karşıladı. “Hendekleri kapatın, yüzü kapalı eylem yapmayın, kepenk kapatma eylemi yapmayın.” Mesajı verildi İmralı’dan. Bunun üzerine 14 Ocak’ta yeniden kapandı hendekler.. Fakat aynı gün yine bir zırhlı polis aracı girdi mahallelere, bu sefer 12 yaşında bir çocuğu öldürdüler. Tekrar hendekler geldi. Bu arada 30 Aralık’ta atanan emniyet müdürü, 20 Ocak’ta görevden alındı ama “tutuklanarak”. Neden? Çünkü Hrant Dink öldürüldüğünde, Trabzon istihbarat dairesinde emniyet amiriydi Ercan Demir.
Sinan: Cemaat bağlantılı birisi mi?
Celal Başlangıç: Cemaatle en kanlı bıçaklı oldukları zaman atadılar. Büyük provokasyon burada yaşandı.
Sinan: Belli bir misyonu vardı o zaman?
Celal Başlangıç: Bilmiyorum işte. Ben sadece tabloyu çiziyorum. Şu anda da hala cezaevinde bu arkadaş.
