Gönüllerin Gönüllü Vekili…

0
930

MELDA ONUR: Zaten ilk haftalarda Meclis’te oturarak hiçbir şey yapamayacağımızı gördüm. Sokak bizi çağırıyordu. Mağduriyet bizi çağırıyordu ve biz bir avuç vekil, kendimizi sokakta bulduk. Milletvekilliğinin okulu yok. Vekillik, yapılarak öğrenilen bir şey. Çevre Komisyonu’ndaydım ama beni ilk çağıran cezaevleri oldu. Hayvan hakları için de ayrıca çalıştım. Şunu görüyorum mesela; Gezi’den önce de Gezi’yi etkilemiş, bir şekilde parçası olmuş, ana akımın ilgilenmediği bütün alternatif hareketlerin zaten içindeydim ben. Kadın hareketi, hayvanlar, çevre, LGBTİ, kent hareketleri. Ben ana akım siyasetin sevdiği konularla çok ilgilenmedim, çünkü zaten geri kalan herkes ilgileniyordu. 
MİA: Ben kendimi şanslı sayarım bu anlamda beraber çalıştığımız için. Gezi’ye doğru gelirken, özellikle son bir yıllık süreçte çok iyi anımsıyorum, bahsettiğin anlamda alternatif sivil toplum işlerinin hepsinde sen vardın. İşte TMMOB ile ilgili bir şey olur, yok park, olmadı Emek Sineması, zaten yıllardır içinde çalıştığımız kadın hareketi örgütü, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu işleri, sonra da otizm çalışmaları… Bir eylem yapılacaksa, bir ses çıkarılacaksa kendi aramızda planlama yaparken, konu böyle bir şey ise, kim gelir sorusunun cevabı hep aynıydı bizim için…
MELDA ONUR: Melda’yı çağıralım, o gelir:)
MİA: Sadece çağırdığımızda değil, çoğu zaman “hadi ne yapıyoruz” diye bizleri dürten de sendin hep. Pek çok insan seni Gezi süreciyle tanımış olabilir ama bizler için ciddi bir evveliyatı var. 
MELDA ONUR: Tabii ki, çünkü bildiğim yol bu. Gazetecilik yapar gibi vekillik yaptım ben. Yeni bir yol keşfetmiyorsun. Merak ve herkesin baktığı yere bakmamak. Osman Evcan ile ilgilenmek mesela… “Herkes bu ne ya, vegan mahkum?” der mesela. Ama bunun bir hak ihlali olduğunu anlatmak gerekiyor, e kim yapar? 
MİA: Evet, vekillik dönemin tabii ki daha iyi biliniyor ama geriye dönüp baktığımızda, birkaç mihenk taşını yazalım buraya alt alta. Mesela ben karlar altında köprüsü olmayan uzak bir köye botla gidişini hiç unutmam… Bizim beraber çalıştığımız Poyraz Ali hikayemiz, hayvan hakları ile ilgili çalışmaların. Böyle aklında yer eden, iyi ki yaptım dediğin ne var? 
MELDA ONUR: Vekilliğimin en önemli şeyi ne diye sorarsan, Meclisten yaptığım yayındır. Bu Meclis tarihine geçti. Hani orada pek çok vekil bulursunuz, asla Meclis tarihine geçmemiştir, adı bile bilinmez. Meclis fotoğraf sergisi var. Bir tanesi de benim o yayın anımdır. Aslında benim arzu ettiğim şey, o tableti, ipad’i Meclis arşivine hediye etmek, tarihi bir alet oldu o. Aslında üç yayın yaptım toplamda, birincisi MİT görüşmeleri sırasında kısa kısa yayınladım. Ama o zaman Twitter bu kadar yaygın ve aktif değildi, çok yayınlanmadı. Sonra Muharrem İnce Grup Başkan Vekilliği sırasında “sen bu işlerden anlarsın, bak bunlar kapatacaklar yayını, biz nasıl video çekeriz de yayınlarız?” dedi bana. O zamanki danışmanlarım işte Hande ile Ender, sen tanıyorsun, Hande Ustream önerdi.
MİA: İlk Gezi’de kullandık ya zaten…
MELDA ONUR: Evet tabii, onu Meclis’e taşıdım ben. Sonra baktım a seyrediliyor, a paylaşılıyor, a ne kadar arttı.. Koptu gitti..
MİA: Öyle net anımsıyorum ki, çok acayipti o gün, gerçekten tarihi bir andı, Meclis TV kapatılmış, biz hepimiz senin elindeki ipad yayınından seyrediyoruz!
MELDA ONUR: Sonra 140 Journos’u ziyarete gittiğimde bir gün, bana dediler k, Melda Hanım biz o gün ağladık. İşte gerçek yurttaş gazeteciliği bu dedik. Sonra ardından ikinci yayın geldi, koptu gitti olay… Düşünebiliyor musun, gazetecilik yıllarımdan ödülüm yok benim, ama o yayınla Metin Göktepe Özel Ödülü’nü aldım. Benim için çok büyük onurdur. Hatta şöyle düşündüğümü anımsıyorum: tamam artık, ben üstüme düşen görevi yaptım, gidebilirim. Bunun dışında neler oldu? Vatandaşa meclis’i açmak istedim, sivil toplum-meclis bağlantısı, vatandaşa “meclis aslında sizin yeriniz, gelin” demek… Bu iş sadece CHP ile olacak iş değil, diğer partilerden de vekillerle görüştüm hep. 
MİA: Sıradan vatandaşın sorunu olduğunda onları alıp Mecliste basın toplantıları, basın açıklamaları yaptırdın sen. Belki tek başına kalsa medyanın ilgisini çekmeyecek insanların sesini duyurmasına yardım ettin. İlk hatırladığım, hapse girecek olan ikizlerin annesi, müthiş bir tabloydu o.
MELDA ONUR: Sadece basın açıklaması yapmadık, fikri takip de yaptım. Bazılarında hakikaten geri adım da atıldı. Diyorum ya işte, bir haberi yazar gibi yaptım, gittim dinledim, araştırdım, takip ettim. Ardından soru önergesi verdim, işte duyurdum, kamuoyu oluşturmak için. 
MİA: Vekillik sürecinde de basında yazmayı da bırakmadın sen? Evrensel, BirGün, Bayan Yanı, blog… Hiç kesmedin yazmayı?
MELDA ONUR: Bayan Yanı hariç, talep oldukça yazıyorum. Çok düzenli yazmayı sevmiyorum. Elimde bir iş olunca yazmayı istiyorum. Yani köşe yazısından çok haber yazmayı seviyorum ben. Bir olay olacak illa! Mesela Kanyon’a gittiğimiz o olayı, Taraf’a tam sayfa haber yaptım. Röportaj haber gibi, çok da iyi bir işti o. İnsanların haber olarak girmeyi fantezi olarak saydıkları bazı konuların aslında ne kadar insani ve ne kadar gerekli olduğunu göstermek istedim hep. Bu anlamda, son dönemde yaptığım en anlamlı işlerden biri, katırlar… Orada asıl önemli olan hayvan hakları savunucularının, Batı’dan, İzmir’den, İstanbul’dan toplanıp belki de hayatları boyunca bir daha hiç gitmeyecekleri bir bölgeye gidip, Kürtlerin katırlarının haklarını savunmalarıydı. Değer veriyorum o çalışmaya, çok da iyi haber oldu. 
“Böyle şeylerle geçti vekillik dönemi işte. Herkesin gittiği yere gitmeyi, herkesin baktığına bakmayı tercih etmedim. Bakılmayanı, gözden kaçanı göstermek istedim ben, kimse öksüz kalmasın istedim…”