Gönüllerin Gönüllü Vekili…

0
930

MELDA ONUR: İşte insan hayatının enteresan seçenekleri. Bir de Hollanda’da Lahey Adalet Divanı’ndan staj kazanmışım, bursumu bir ay uzatmak istedim. Vardı öyle bir hak ama o sene Berlin Duvarı yıkılınca Türklerin burslarını kesip Doğu Almanya’dan gelenlere vermişlerdi. Bana red cevabı gelince, düşündüm taşındım, boşver dedim ya, ne yapacaksın Adalet Divanı filan, git Karaipler’de eğlen gez işte… (Kahkahalar)

MİA: O maceraperest taraftan vazgeçmek hiç yok yani! 
MELDA ONUR: Yok, olur mu, asla! Bu arada, babamdan dolayı yeşil pasaportum var, vize almıyorum. Fakat Dominik Cumhuriyeti’ne gideceğim, orası vizeyi tanımıyor, tuhaf tuhaf işler… Bu arada, şöyle bir şey oldu…Çok acayip!
MİA: Dur bakalım daha ne geliyor?
MELDA ONUR: Çok komik bir şey oldu: Uçak biletlerini ayarlarken… Dedim ki hani Adalet Divanı’nı geçtim, ama eve götürsem o parayı, annem çeyiz al diyecek, param Koç’a, Profilo’ya gidecek… (Çok gülüyor) Biletimi alırken, en iyisi ben gezebildiğim kadar gezeyim deyip araya bir de Porto Riko ayarladım. 
MİA: Sene kaç oldu bu arada, not düşelim?
MELDA ONUR: 1990! Epey ilerledik canım, az kaldı.
MİA: Hıımm evet, 25 senecik daha kaldı! ( kahkahalar)
MELDA ONUR: Neyse, dönüş yolu üzerinde aktarma yok, arada bir Amerikan vizesine ihtiyaç var. Gittim, anlattım. Gideceğim, döneceğim, transit vize istedim. Öğrenciyim, gezeceğim dedim. Veremeyiz dedi adam! Niye dedim, “ya gider de kalırsanız?” dedi. Haydaaa! E bileti de almışım bir kere? ABD konsolosluğunda da “4 saatin üzerinde kalırsanız, sorun olur” dediler. E tamam, o kadar kalmayacağım zaten dedim. Dedim ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Seyahat acentasının uçuşları karıştırdığı ortaya çıktı. Benim bineceğim uçak vizesiz yolcu almadığı için binemedim uçağa. Bir sonraki vizesiz uçak da dolu? Neyse… Kaldım ben orada! Panik halindeyim. Arkadaşlarımı aradım, bütün gün uğraştım. Acayip maceraydı! Bavullarımı aldım aprondan alanda öyle bekliyorum. Bu arada 4 saatten fazla kalmam dediğim yerde 12 saati bulmuşum! Derken arkadaşlar vizeyi ayarladılar bir şekilde, Dominik’ten Porto Riko’ya uçmayı başardım. İndim, herkes beni kapıda bekliyor, “Türk yolcu geldi mi?” diye. Beni alıp bir salona tıktılar. Burada bekleyeceksin dediler. Ne kadar? 12 saat! Ay aklımı oynatacağım. Bir grup Dominikli kadın geldi. Çok üzüldüler halime. Beni oyalamak için saçlarımı ördüler filan. Bakıyorum camdan uçaklar iniyor kalkıyor.

Benim uçak saatim geliyor ama beni almaya gelen yok. Sinir krizi geçiriyorum! Camları yumrukluyorum, 4 dilde ağlıyorum! İngilizce, Türkçe, Fransızca, İspanyolca! O an aklıma nasıl gelirse! (Kahkahalar) Nasıl ağlıyorum ama “ben terörist değilim” diye. Neyse saatler sonra bir hostes geldi, böyle yaka paça uçağa bindirdiler beni. Hatta evraklarımı da taa inince verdiler… Nasıl korktuysam artık, bir daha değil Amerika, konsolosluğun önünden geçemedim,. Kolay kolay adım atmam yani Amerika topraklarına bir daha… Tabii oradan oraya bir sürü dert, deli gibi para harcanmış, geldim İstanbul’a indim. Alanda, cebimde sadece 5 dolar kalmış, babam export rakı istemişti de alamadım. Para mı kalmış? İyi maceraydı ama! Dönünce, yeniden Günaydın’da işe başladım. “Ne yapacaksın peki?  Bak bir sürü şey de öğrendin?” dediler. Ne yapayım? Fildişi Sahili’nde dolar kuru nedir biliyorum ama burada da gazeteye gereken domatesin fiyatı? Yalnız arada, ben Guadolupe’dayken, Körfez Savaşı patladı. Çok tuhaf bir şeydi! Millet gidip marketleri talan etti.  Ortadoğu’da savaş çıkmış, dünyanın öte ucunda, Guadolupe’da insanlar makarnaya hücum ediyor! Biraz böyle şeyler takip ettim. Derken Polipek krizi geldi. Asil Nadir’in batışıyla bir yıl çok ağır koşullarda çalıştık. Bir arkadaşımız kalp krizinden öldü, İmar Bankasının hacizleri, direnişler, gazetenin çıkmama hali. Direnip “çıkarmıyoruz gazeteyi” diyoruz. Saat 3’te gelip diyorlar ki “ama bak gazeteyi yapmazsanız kapanır!”. Hadi o saatten sonra gazete yap filan… Çok sıkıntılı bir yıl daha geçti, 1992 senesinin başı, Can Okanar ile Nural Okanar ‘a bir Ankara ziyaretinde bebek görmeye gittim. Nural dedi ki, biz Paris’e gidiyoruz. Show TV diye bir kanal kuruldu. A dedim ne güzel, işte o anlattı ben anlattım neler yaptığımı. Can da orada dinliyor öyle, ciddi sessiz sessiz. Ben İstanbul’a döndüm, Can aradı, bizimle Paris’e gelip çalışır mısın diye… Ve yeniden Paris! 
MİA: Var bir Fransa var! Bir şey var! Ruhuna işlemiş 🙂
MELDA ONUR: Kaderimde varmış!