MİA: Peki, malum nahoş konuya da gelelim: Sosyal mecradan sokağa, bu kadar aktif olan, sevilen, “gönüllerin vekili Melda Onur” nasıl oldu da CHPden seçilemeyecek bir sırada seçime girdi ve vekilliğine devam edemedi konusu. Senden bire bir dinlesin insanlar istiyorum, çünkü bu konuda her kafadan bir ses çıktı gerçekten. Ben dahil, herkesin çok şaşırdığı, nasıl yani, olmaz öyle şey dediğimiz durum. CHP cephesine baktığımızda herkesin tanıdığı bildiği üç beş isimden biri olan Melda Onur nasıl 7 Haziran’da 13. Sıra, 1 Kasım’da 11. Sıradan aday oldu? O kadar acayip şeyler oldu ki bu süreçte; işte genel başkana “sen benim vekilimi nasıl o sıraya koyarsın, çabuk değiştir” diye Twitter’dan çemkirenler… Bu tabii parti içi yapılanma ve sistemi bilmemekten kaynaklanıyor ama olsun, istiyor adam vekilini? Sonra özel kampanyalar başlatılması, “genel başkan olsun Melda Onur” yorumları… Bu bir yandan da ne kadar sevildiğini, istendiğini göstermedi mi partiye? Nasıl gelişti bu süreç anlatır mısın?
MELDA ONUR: Ön seçim kararı verildiğinde, ben hiç tereddüt etmedim. Çünkü, iyi biliyorum ki çok az bir kontenjan adaylığı olacaktı ve genel başkan o kontenjana yazmayacaktı beni. Gerekçesi de asla beni sevmemesi değil, Melda zaten çok popüler bir milletvekili, o nasılsa çıkar diye düşündü. Katıldığım 2. Bölge zor bir bölgeydi, Titanların Savaşı gibi, işte Sarıgül, öbür tarafta Aykut Erdoğdu… Şunu da belirteyim, örgüt kendisiyle ilgilenmesini sever vekilin. Ama vatandaşla çok ilgilenince, örgütle ilgilenmeye pek fırsatın kalmaz bazen. Hani orada bir HES protestosunda gider köylünün yanında durursun, ama aynı gün örgütten bir üyenin kızı evlenir, düğünü vardır, sen gidemezsin, küser sana. Bakmaz yani “a ama Melda vatandaşa gitmiş.” Yok öyle bir anlayış bizim örgütte. Cenazesi vardır gidemezsin, büyük küser, siler seni. Bende de biraz böyle oldu aslında. İşte düğün cenaze kutlama üçgeninde bir vekillik, örgütün daha çok gözüne girmeni sağlayabilir. Ama bu arada, beni severler hani, sevmezler değil ama vekilim biz seni severiz sen köyümüze eyleme gittin iyi, öte yanda burada 1400 kişilik yemek yaptık, sen gelmedin, e bu çok kötü! Bir de, sıralamalardaki oy farkı çok değil. Yani benim sıramla bir üst arasındaki oy farkı 40 kişi, 9 ile 13 arası da 300 kişi, anlatabiliyor muyum? İlk 4 çok yüksek çıktı. Hemşehrilik, mezhep… Bunlar çok önemli şeyler siyasette, örgüt bunlara bakıyor. Benim öyle bir aidiyetim yok. Ben ne Karadenizliyim’i, ne de Rumeliliyim‘i kullandım. Sevmem, öyle de büyütülmedim zaten. Asla bunun üzerinden siyaset yapmadım, çünkü ben hemşehrilik siyasetinden çok mahallelilik siyasetine inanıyorum. İstanbul’u kurtaracak olan hemşehrilik kültürü değil, mahalle kültürü. Senin mahalleni sahiplenmen lazım! Sorarsan, tüh keşke öyle yapsa mıydım? Hayır, asla. Ben buyum ve değişmem. Bugün olsa yine aynı şeyi yaparım. Siyaseti illa Meclis’te yapacağım diye bir şey de yok zaten. Gayet aktif siyaset de yapıyorum işte hala. Böyle olacağını, ön seçimden iyi çıkamayacağı görmüştüm ben aslında ama kamuoyu ve CHP örgütü içinden bazı duyumlar “hani belki” dedirtmiştir bana. Şimdi bugünlerde örgütü dolaşırken, “sayın vekilim biz sizi çok seviyoruz, neden böyle oldu?” diyene Nasreddin Hoca gibi, “biriniz oy vermediniz herhalde” diyorum. (Kahkahalar)
MELDA ONUR: Sokağın vekiliyim ben artık, öyle ilan ettim kendimi! Bir yorgunluğum yok ama benim ilgilendiğim alanlar, son dönemde ikinci plana gitti. Biz çevreyle ilgileniyoruz diyelim, ama şimdi insanlar ölüyor. Bu tabii ki daha önemli! Kimse HESlerle ilgilenmiyor, kentsel dönüşüm çalışmalarımız devam ediyor bir yandan ama bu kadar öne çıkamaz. Orada kentler var ablukada, bak bomba patlıyor, uçak düşürülüyor filan. Biz o alanlarımızı tabii çatışmasızlık, çözüm süreci döneminde ön plana getirebildik, gündem açısından. Ama artık şu anda, çözüm süreci için çalışıyorum ben, çünkü bu konuya daha çok insan hakları, yaşam hakkı açısından bakabilenlerden biriyim. Siz baktığınız zaman o iş sizi çekiyor zaten, sizi çağırmaya başlıyorlar hemen. O yüzden hani sürecin buzdolabından çıkarılması, eritilmesi konusunda yardımcı olabilirim diye düşünüyorum, tabii mümkünse böyle bir şey! Bir de bu kadar güçlü bir politik ağırlığı olan parlamentoda, sivil toplum desteği olmadan iş yapmak zor diye düşünüyorum. Sadece muhalefet partileri ile olmaz bu iş. O yüzden senelerce CHPyi boşuna didiklediler, bizim apolitik vatandaşımız 4 yılda bir sandığa giderek bir şeyleri değiştiremez zaten, o nedenle örneğin Oy ve Ötesi oluşumu çok önemli. İnsanların örgütleşmesi, politikleşmesi değerli. Bir sorunu meclisteki siyasetçi kamuoyu baskısı olmadan çözemez artık. Sana mecliste böcek muamelesi yapıyor, orada sen debelen et, bir işe yaramaz. Ama arkanda sivil toplum varsa, ciddi baskı varsa, hah işte o zaman biraz korkuyor senden, çünkü arkanda onun da oy istediği vatandaş var. Bu yüzden, şimdi durduğum yerden daha umutluyum.
MİA: Bu noktada, toplum ile siyasetçinin arasının Cumhuriyet döneminin evrimi sırasında, “benim vekilim” noktasından ayrılıp vekil görünce önünü ilikleyip sayın vekilim konumuna kayılmasının da payı olduğunu düşünüyorum. Neredeyse bir ast- üst ilişkisine dönmüş durumda ve böylece bağlantıyı kaybetmişiz. Sen ise tam tersi, Meclis sizin, gelin diyebilmiş bir vekilsin. Ben zaman zaman tepki de alırım, mesela benim vekillerim dediğim insanlar var, farklı partilerden onlar ve oy verip vermemem de önemli değil işte, beni ve fikirlerimi temsil edebiliyor mu, ona bakarım vatandaş olarak.
MELDA ONUR: Evet, haklısın tam da böyle. Ben CHPnin vekili değilim, milletin vekiliyim. Evet, CHPden vekil oldum ama bu vatandaşın vekili olma konumunu değiştirmemeli. Partiye hizmet etmeyeceğiz anlamına da gelmez bu.
MİA: O zaman şunu diyebiliriz, bu yeni süreçte toplumdan gelen istekleri iletmek anlamında gerek iktidar gerek muhalaefet vekilleri ile aynı şekilde çalışmaya devam eder misin?
MELDA ONUR: Tabii ki, yine aynı şekilde bakanları ararım, müsteşar ararım, taciz ederim şahane! – Kahkahalar-
MİA: Gönüllerin vekiliydin, şimdi ise “gönüllerin gönüllü vekili”sin artık!
MELDA ONUR; Güzelmiş bu bak! Ben 7 Haziran’dan sonra dedim ki “oh be ülke bir kıvama gelecek herhalde!” Gittim tatil yaptım uzun uzun. Biraz rahatlamıştım, dinlendim. İşte kitaplar CDler aldım, Itunes’dan dinlemediklerimi indirdim, hatta kitap da yazarım gibi düşünüyordum ki… Süreç yine değişti. Şimdi ülkede o kadar acayip bir gündem var ki, hani ben kitap çıkarsam ne olur, çıkarmasam ne olur? Kitap çıkarmış olmak için de kitap çıkarmam. Bir de kitap için, değişik bir şey yapmak istiyorum, yapılmamış bir şey, bakalım göreceğiz zaman içinde…. Bir de spora dönmek istiyorum, arkadaşlarımı özlemiştim, onları görmek istiyorum, evimde oturmak istiyorum, evde vakit geçirmeyi seviyorum… Ama ülke bırakmayacak beni, biliyorum.
MİA: Sen de çok öyle bırakacakmış gibi durmuyorsun aslında?
MELDA ONUR: Çünkü ben arkamı dönüp gidemem, yapamam. Kimseye arkamı dönemem. Bırakmayı tercih eder miyim, ülkede her şey yolunda gitse ben de kendimi ortaya atmam tabii kimse aramasa… Ama sorunlar o kadar çok ki hala, aranıp da sayın vekilim gelir misiniz dediklerinde de gitmemezlik edemem, yapım bu. Sivil toplum örgütleri, meslek kuruluşları, medya ve siyasi partiler. Muhalefeti bunlar oluşturmalı. Ancak birlikte hareket edersek bir şeyleri değiştirebileceğimize inanırım. Yarım bıraktığım işler var, onları takip ederek devam edeceğim, benim için pek de değişen bir şey olmadı aslında… Daha Poyraz Ali ile annesi Zeynep’i dışarı çıkaracağız mesela değil, mi, yapacak çok işimiz var bizim…
MİA: Böyle de bitirelim o zaman, güzel bir sonuç cümlesi oldu, “arkamı dönüp gidemem..” Çok güzel bir gün, çok harika bir nehir sohbet oldu, çok teşekkür ederiz.
MELDA ONUR: Ne demek, ben de çok keyif aldım, ben teşekkür ederim…
RÖPORTAJ BİTTİ… MELDA ONUR’UN MÜCADELESİ DEVAM EDİYOR… 🙂
