Gönüllerin Gönüllü Vekili…

0
930

MELDA ONUR: Polatlı’dan Sarıkamış’a çıktı tayinimiz. Bambaşka bir yerdi Sarıkamış. Çok keyifliydi. Bence Türkiye’nin en güzel yerlerinden biridir Sarıkamış.

ALİ FUAT: Lojmanları da en güzellerinden birisidir! 

MELDA ONUR: E tabii, eski Rus kışlalarını lojmana çevirmişler.  
MİA: Vayy!
MELDA ONUR: Tabii, tabii! Çok değişiktir. Kars evleri de öyledir, eski Rus evleri, kalın duvarlı. Alabildiğine özgürce sokakta oynayabildiğim bir yerdi Sarıkamış. Çelik çomak oynardık. Ben çok iyi oynardım çocukluğumda. 
MİA: Peki, Sarıkamış’tan ne hatırlıyorsun en çok?
MELDA ONUR: Sarıkamış’tan çok şey hatırlıyorum. Polatlı’dayken bisiklet almışlardı ilkokulu bitirme hediyesi olarak ama orada fazla kullanamamıştım. Fakat Sarıkamış’ta deli gibi bisiklete bindim. Deli gibi bindim, deli gibi de düştüm Çok düşerdim ya… Dizinde kabuk eksik olmayanlardandım. 
MİA: Hâlâ var mı dizlerinde o günlerin izleri?
MELDA ONUR: Tabi canım, hâlâ var! 
MİA: E sen bayağı erkek formatlı bir kız çocuğuymuşsun?
MELDA ONUR: Valla deli gibi bisiklete biner, deli gibi çelik çomak oynar, deli gibi kartopu oynardık. E 9 ay kar kalkmazdı ki? Hedikle gezerdik mesela. Çok keyiflidir karın üzerinde hedikle gezmek. Batmazsın. Sonra deli gibi kızak kayardık. 
MİA: Bunlar bizim şehir çocuklarımızın hiç sahip olamadığı şeyler.
MELDA ONUR: Eh tabii dereli tepeli olduğu için kayacak bir sürü yer vardı. Sarıkamış tam da böyle kuzey ülkeleri gibi, atlı kızaklar, faytonlar…
ALİ FUAT: Kaşga…
MELDA ONUR: Kaşga mı diyorlar? Hah! Kış oldu mu seni şehre kızaklarla, kaşgalarla götürürlerdi. Her şey zincirliydi. Hayatımda kayakları ilk kez orada taktım ayağıma. Bir kayak tesisi vardı ama hoca falan yoktu tabii. Ben yaşça biraz daha büyüktüm, küçükler daha kolay öğreniyorlardı. Bizim kullandığımız kayaklar askeri kayaklar elbette. Kocaman, tahta kayaklar. Yazlarıysa bin bir çiçek! İnanılmaz güzel! Oraların piknik alanlarına, şu kadarcık bir alana düşen çiçek rengi sayısına inanamazsın. Doğunun İsviçre’si derler. Damlar hep sacdı. Erisin, aksın diye karlar. İlk sene gittiğimizde daha ortaokul yeni yapılıyordu. Müdürün evinin altında yapıyorduk dersleri. O kadar yokluk, yoksulluk vardı yani. Hoca da azdı ama… Ne bileyim, çok keyifliydi Sarıkamış!
MİA: Vekillik döneminde, bu geçirdiğin çocukluğun etkisi oldu mu? İnsanlarla iletişim kurma rahatlığında oradan oraya geçen çocukluğunun, bütün bu bölgelerde büyümüş olmanın etkisi var mı?
MELDA ONUR: Olmaz mı, olmaz mı? Siyasi çalışmalarıma etkisi çok büyük oldu o günlerin. Her şeyden önce hiçbir şey beni şaşırtmıyor İrem. Hiçbir şeye yabancılık çekmiyorsun. Çünkü zaten oralarda büyümüşsün. Şimdi Sarıkamış’taki evimizi düşünüyorum mesela… Geçenlerde biri peçka dedi, sen bilmezsin dedi… Soba mı? dedim, şaşırdı. Peç derlerdi çünkü. Böyle duvara gömülü bir sobaları vardır Rusların. Onu bir kere yakarsın, 3 gün ısıtır evi. Öyle bir sistem var evlerde. Odaların arasından boşluk dolaşıyor, duvara gömülü, şömine gibi bir şey, yakıyorsun, 3 gün dönüyor ısı. Bittikten sonra tekrar yakıyorsun. Camlar da çift cam ama yapışık değil. Arada boşluk var. Bu arada fareler cirit atıyor! Ben hayatımda ilk kez Sarıkamış’ta farelerle muhatap oldum. İlk misafirhanedeyiz, gecenin bir yarısı kırt kırt kırt sesler. Herkes ayakta, bu nedir diye. Fare! Sarıkamış’ta oturduğumuz lojman da eski bir Rus evi. Mahzeni, ambarı falan var. Otururken dırırrıt diye bir şey geçer, “Anaam!” diye fırlarsın yerinden. Kapan kurarlardı, üzülürdüm ben de. Kapana sıkışıyor fare. Çok üzülürdüm. Yani gayet fareli bir evde büyüdük anlayacağın. Alışıyorsun buna da. Ama bak hiçbir hayvandan korkmam, kazdan korktuğum kadar! Çok kaz kovalamıştır beni. (Kahkahalar)
MİA: Ya ben şehirde büyüdüm, bilmiyorum tabii bu tür şeyleri… Kazın kovaladığını falan?
ALİ FUAT: Yakalayınca da çok fena ısırır.
MELDA ONUR: Isırır tabii. Çok enteresan bir hayvan bu kaz! Tabii oranın temel ürünü… Etini yiyorlar, yumurtasını yiyorlar. Kaz hayatın parçası oralarda yaşayanlar için.