Gönüllerin Gönüllü Vekili…

0
930

MELDA ONUR: Çocukluğuma dair en güzel anılar Burdur’a ait. Sokaklarda bahçelerde  koşturmacalı, ip atlamalı, top koşturmalı, oyunlarla dolu güzel anılar. Bahçeli bir askeri gazino vardı ki en sevdiğim yerdi orası, koşarak giderdim. Ha bir de ilkokul döneminde aşı zamanları vardı o zamanlar. Kolera, tifo, tetanos aşıları falan… Çok korkardım aşıdan, hala da korkarım gerçi. Hiç sevmem, iğne olmaktan nefret ederdim. Bugün bile kan aldırmaya gittiğimde hemşireye “ama ben çok korkuyorum” deyip gözlerimi kaparım sıkıca. Kaçardım hep aşıdan. Babam bir şekilde jiple peşime düşerdi hep. Yakalar, askeriyeye revire götürüp yaparlardı sonunda aşıyı. Halbuki okulda çocuklarla olsana aşını değil mi? Çocuklar eğlenirdi aşı olurken. Eh ertesi gün de tatil oluyordu aşı nedeniyle. Herkes güle oynaya olurdu aşısını, bir ben kaçardım. Büyük kriz olurdu tabii iğne olayı bizim evde. Bir seferinde hastalanmıştım, doktor altı tane iğne verdi. İkinci iğneyi olurken iğneyi yapan sağlık görevlisi “bu çocuk delirecek, keselim artık bu iğneyi” demiş. 
MİA: O derece?
MELDA ONUR: Tabii tabii, “Delirecek! İğneyi kesip hapa falan dönelim” demişler. Çok ünlüydü benim iğne olma hikâyelerim. Apartman inlerdi, o kadar! Burdur’un bir ucundan öbür ucuna koşar kaçardım. Ablam da tam tersi, birinci sırada iğne olurdu. Bir an önce olayım, kurtulayım hesabı. Burdur’da 4 yıl okudum ama tabii mezun olamadım oradan. Çünkü tam 4. Sınıftayken, 1974’te Kıbrıs Çıkartması oldu. Babam ilk gidenlerdendi. 20 Temmuz, ilk çıkartma… Benim doğum günüm! 10 yaşıma giriyorum, böyle 10 katlı pasta falan hayal ediyorum küçücük zihnimde ve babam Kıbrıs’ta, çıkartmada… 6 ay kaldı babam Kıbrıs’ta ve ilk 3 ay hiç haber alamadık.
MİA: Eyvah!
MELDA ONUR: Tabii, savaş ortamı. Arada bir yerlerden arardı, ben “Baba neredesin?” diye sorduğumda “Burada bir yerlerdeyim” derdi. Muhtemelen o zaman da telefonlar dinleniyordu. (Kahkahalar) Casusluktan korkuyordu herhalde. Arada bir kart atardı. Neyse, 6 ay kadar sonra, 1975’in başlarında sağ salim döndü. Ama annemin, babamın künyesini verdiğindeki ağlamasını hiç unutamıyorum. Çünkü bir asker savaşta öldüğünde, künyenin birini ağzına, dişlerinin arasına, birini boynuna koyarlar. Esir düşme korkusunu da çok iyi hatırlıyorum mesela. Bu tür durumlarda hâlâ en üzüldüğüm, en korktuğum şeydir esir düşen insanlar. Annemin “Allah’ım esir düşmesin, şehit olsun” dediğini hatırlarım mesela. Çünkü çok kötü şeyler anlatılırdı esir düşenlerle ilgili. Rumlar şöyle işkence yapıyor, böyle gözünü oyuyor diye ne hikâyeler! Onun için yaralı da olsa, şehit de düşse, yeter ki esir olmasın dendiğini hatırlıyorum. O yüzden kayıplar konusunda çok hassasım. Beni çok acıtır bu. Toprak acıyı dindirir derler Anadolu’da. Hani anneler diyor ya “bari bir kemiğini olsun ver, bileyim…”. Hiçbir şey yoksa, kayıpsa… İşte o hiç bitmeyen bir acı… 
MİA: Berfo Ana’yı öyle hatırlarım. “Kucağıma saracağım kemiklerini bir bulsam” diyordu… 
MELDA ONUR: Tabii kemik! Bakıyoruz şimdi bazen işte Ortadoğu’da, IŞİD şu kadar adamı esir aldı falan diye duyduğumda ürperirim. Neyse, sağ salim döndü babam. Ama o daha dönmeden Polatlı’ya tayini çıkmıştı bile. Polatlı’ya geçtik… 
MİA: Baba yok ama tayin çıktı?
MELDA ONUR: Baba yok ama tayin çıktı evet!  Neyse, konu komşu sağolsunlar bizi toparladılar, gönderdiler Polatlı’ya… Topçu Okulu! Lojman yoktu Polatlı’da o yüzden eve çıktık. Hayatımın travmalarından biridir bak. Kendimi bildim bileli askeri lojmanlarda bir banyo, bir küvet vardı hep. Burdur’daki ev bile, normalde evlerde pek olmasa da küvetliydi. Polatlı’daki evde ise kurna vardı! Kurnayı ilk gördüğümde “ben bunun içine nasıl sığacağım” dedim. (Kahkahalar) Evet kurnalı, güzel bir banyomuz vardı Polatlı’da. Sivil bir ev, sivil komşularımız oldu. Keyifli bir yerdi. Balkondan balkona komşuluk vardı mesela. O zamanlar Tülay’ın “İkimiz bir fidanın güller açan dalıyız” şarkısı popülerdi. Ne zaman bu şarkıyı dinlesem Polatlı gelir aklıma. 
MİA: 🙂 Şarkılar böyle bir takım fotoğrafları, dönemsel anıları hatırlatıyor galiba hep…  
MELDA ONUR: Aynen öyle… İlkokulun 5. yılını Polatlı’da okudum ve oradan mezun oldum. Atatürk İlkokulu’ydu galiba. Galiba diyorum, çünkü bunun komik bir hikâyesi de var. Milletvekili olduğumda bizim Burdur İl Başkanı’yla birlikteydik bir gün. Ben “Gazi İlkokulu’nda okudum Burdur’da” deyince, “Vekilim, orası Burdur’un en önemli okuludur, benim memleketim” falan diye sevindi. Sonra yazık, bana jest yapmak için mezuniyet belgemi çıkartmaya çalışmışlar ama bulamamışlar. Arayıp “Melda Hanım biz bulamadık mezuniyet belgenizi” diye üzüntülerini belirttiler. “Eh bulamazsınız, oradan mezun olmadım ki” dedim. Neyse, Polatlı’da ortaokula başladım. Ortaokulla birlikte yabancı dile de başlanıyordu, yabancı dile çok meraklıydım, özellikle de Fransızca öğrenmeyi çok istiyordum. Fransızca diye tutturdum ama gidebileceğim yakınlıktaki okulda Fransızca dersi yoktu. Sadece Almanca ve İngilizce vardı. Ben yeri göğü inlettim tabii ağlaya ağlaya! “Bak İngilizce çok iyidir, şöyledir böyledir” diye ikna edene kadar ne uğraştılar. Annem bana bir söz verdi, “Sana söz, bir gün Fransızca öğrenmen için her şeyi yapacağım, kursa göndereceğim” diyerek ikna etti beni. Neyse, başladım tabii İngilizceye…