MİA: Hah, hemen araya bir saplama yapayım: İlk ne zaman aşık oldun?
-Melda uzun uzun düşünüyor…-
MELDA ONUR: Yani herhalde her dönemde birilerine aşık olmuşumdur. O zaman ona aşığım dersin, sonra bir başkası çıkar, hadii onu aşk zannedersin. Tabii insanın hayatına duygusal olarak bağlandığı kişiler giriyor ama aşk…? Hangisini düşünsen, hani hep en sonuncusu en çok aşık olduğundur ya? (kahkahalar)
MİA: Çok iyiymiş bu, unutmayalım. Son aşk en iyi aşktır diyorsun yani..
MELDA ONUR: Aynen! En acı veren, en son aşktır ya. O yüzden, ilk aşkım, son aşkım falan diyemem… Ama çok flörtöz bir çocuk da değildim yani. Benim yaşıtım kızlar pastanelerden çıkmazdı. Galiba ben biraz daha geç geliştim o anlamda. Üstelik ailem de pek açık değildi bu konularda. Babayla zaten bu konular zinhar konuşulmazdı da, annem de hani “ee, ne yapıyorsun, anlat bakim” ci annelerden değildi. O yüzden hep gizli saklı yaşadık.
MİA: Bizim dönemde öyle anne var mıydı ya?
MELDA ONUR: E, olanlar vardı? Biraz da çocuğuna bağlı o. Biraz da ablanın yol açmasına bağlı ama benimkinde hiç iş yoktu! (Kocaman bir kahkaha atıyor, aman ablası duymasın!) Ablam bana hiç yol açmadı yani! Daha mazbut çocuklardık biz. Ruhum da çok çocuktu benim yahu? Düşün bak, Sarıkamış’tayken kız arkadaşlarım oğlanlarla bakışırken ben çelik çomak oynuyordum. Öyle bir tiptim… 1981’de Erzincan’dan üniversiteyi kazandım, İstanbul. O arada babamın da tayini Ankara’ya çıktı. Biz de İstanbul’a geldik, evimize yerleştik, hala da o evde oturuyoruz. O zaman üniversitenin adı Ticari İlimler Akademisi…
MİA: Aaa, babamın okulu!
MELDA ONUR: Çok büyük bir okuldu o zamanlar. Şimdi Marmara Üniversitesi oldu, Bakırköy’de. Benim okuduğum okul Şişli Siyasal diye geçiyordu aslında ama ben hiç Şişli’de okumadım. 80 öncesi dönemde, biz Erzincan’dayken ablam Teknik Üniversite’deydi, biz çok korkardık, Teknik Üniversite Dev-Sol’cuların güçlü olduğu bir okuldu o zaman yanılmıyorsam. Karışıktı ortalık hep… Okul kapanmıştı boykot nedeniyle, 1 sene kaybetmişlerdi öğrenciler. Olaylı dönemler yani… Neyse, ben başladım üniversiteye. Bahçelievler’de, Kültür Koleji’nin binasındaydı üniversite.
MİA: Dur dur bi dakika? Biz aynı üniversiteden mi mezunuz?
MELDA ONUR: Aaa, Marmara işte?
MİA: Bahçelievler’de CocaCola fabrikası vardı, onun arkasında? Kültür Koleji lise binasından bozma üniversite?
MELDA ONUR: Evet işte o bina, sen hangi bölüm?
MİA: İşletme.
MELDA ONUR: Ben de Kamu Yönetimi, uluslar arası ilişkiler…
MİA: Ahaha, al işte yan bina… (Kahkahalar)
(Dipnot: Bunca yıldır tanışırız, aynı okuldan mezun olduğumuzu öğrenmek Reportare kısmeti!)
MELDA ONUR: İşte ben 81’de girdim. Sonra YÖK geldi, okulun yapısı değişti, Marmara Üniversitesi oldu. Bizim bölüm de Kamu Yönetimi adına döndü. Oysa bizim bölüm, ben okurken Siyasal Bilimler’di. 1985’de mezun oldum. Üniversitedeyken de çok aktiftim ben. İşte İspanyolca kursu, yok Fransızca kursu, yok bilgisayar kursu! O zamanlar bilgisayar denen şey çok yeni. Mesela ilk kullandığım neydi? Epson! Basic-A diye bir programlama kursları vardı, onlara gittim. 
MELDA ONUR: Ne olacak yalan oldu tabii? (Kahkahalar) Ben gazeteci olmayı çok istiyordum ama yazdırmadılar. O zaman “yazılıyordu” biliyorsun. Aslında matematik mezunu olduğum için, benim elektronik mühendisi ya da makine mühendisi olmama banko gözüyle bakılıyordu.
MİA: Ben bi’ düşünemedim seni mühendis mühendis?
MELDA ONUR: Ben düşünebiliyorum, çünkü matematiğim çok iyiydi.
MİA: Var mıdır peki şu meşhur mühendis zekası? Analitik zeka? Gündelik hayatında kullanır mısın mesela?
MELDA ONUR: Var galiba! Yazı yazarken kullanıyorum ben onu. Yola çıktığım yere tekrar dönerim yazıyı yazarken, mutlaka bir yere bağlarım ucunu.
Benim mesela tercihlerim arasında tıp, gemi mühendisliği, uçak mühendisliği… yok yok yani. Bir tane de gazetecilik yazmak istedim ama babamlar istemediler: Nedir gazeteci mi olacaksın yani?
MİA: O zamanlar hani 80 sonrası vardı öyle bir durum ailelerde, ne yapacaksın gazeteci olup? Benim de başıma geldi aynı şey 🙂
MELDA ONUR: E tabii, meslek gibi gelmiyordu onlara. Hukuku da yazdırmadılar, çünkü babam hukuktan terktir. Babam hukuku kazanmış ve 2 yıl okumuş. O zaman kayıt dondurup askere gidiyorlarmış, lise mezunları da yedek subay olabiliyormuş. Babam askerden sonra dönmek istemiyor okula. Dedemle de konuşup Hukuk’u bırakıp askerlikte kalmış. O yüzden hiç sevmezdi babam Hukuk bölümünü. Rahmetli teyzem, “bir de şu siyasal’ı yazsanız ben çok severim” dedi. Ben de gittim Siyasal tutturdum! Hatta bölümü tutturduğumda “ya ben böyle bir şey yazmış mıydım?” dedim. Herkes şoka girdi. Evde bir yas havası oldu adeta. Annem doktor, babam mühendis olmamı istiyordu. Babam bir nevi diplomasız mühendistir. Ciddi fizik bilgisi vardı. Kendi kendine radyo, kuş zili falan yapardı. Evde ilk yaptığımız işlerden biri de babaya yardım anlamında, baskılı devre kartlarıydı.
MİA: Şaka yapıyorsun?
MELDA ONUR: Tabii tabii! İçine diyotlar, dirençler filan dizilip lehimlenirdi. Bana onları okuturdu, renklerinin üzerinden bilirdim ben, kaç om, kaç amper? Turuncu, mor… Gayet elektronik bir ortamda yaşardık yani. Babamın küçük küçük alet edavat dolapları vardı.
ALİ FUAT: Küçükken benim de yatağın altında öyle kutularım vardı, elektrik devreleri…
Melda kahkahayı basıyor, “al bak işte…”
MİA: Yaa, mühendis olamamış sosyal insan grubu! –Kahkahalar–
ALİ FUAT: Bizimkiler de izin vermediler mesela..
MELDA ONUR: Çocukluğuma dair hatırladığım kokulardan biridir lehim kokusu! Babam lehim yapardı, keskiyle kesersin sonra… Bir de kuş sesi hatırlarım ama zil sesi! Kuş sesli zil modası vardı, babam yapardı onları. Komşular bizimkini beğenince bütün apartmana yaptı. Bütün komşuların zil sesini duyardık. Kuş sesleriyle büyüdük yani (Kahkahalar) Ha, bir de film çekmeye meraklıydı babam. O yüzden çocukluğumuzdan bir sürü filmimiz var. Yemek yerken, koşarken lay lay lay! Fotoğraf ve film meraklısıydı. Çevremizde ilk renkli fotoğraf babamdaydı mesela.
MİA: Senin bu çok renkli halin babandan mı geçmiş biraz?
MELDA ONUR: Tabii çok meraklıydı babam. Okumaya, sinemaya, her şeye! Evde 8 mm makinesi vardı, çektiği filmler için. Çoluğu çocuğu toplardı akşamları, böyle perde gererdik, inanılmaz komik filmler izlerdik. Lorel Hardi, Buster Keaton, bir de İki Açıkgöz. Lorel Hardi gibi bir ikili. O yüzden gençler bayılırdı bizim eve gelmeye! Bu arada gündüzleri bizi çeker, akşam seyrettirirdi. Filmi geriye sarardı mesela, çok gülerdik. O yüzden, bir çocuğunun da bu işlere meraklı olmasını isterdi babam. Ablam da edebiyata çok meraklıydı ama gitti mühendislik kazandı!
MİA: A siz tam terssiniz!
MELDA ONUR: Evet, tam! Babam dedi, ablam yazdı, gitti harita mühendisi oldu, hem de İstanbul Teknik Üniversitesi! Zor yani.. Ben gidip sonra siyasal kazanınca herkesin şoka girmesi normal o yüzden. İkinci sene bir daha girdim sınava ama yapamadım. Test zekam çok yoktu demek… İlk sene, lise dersleri olan 3 ders hariç hepsinden kaldım zaten. Ama sonradan sevdim sanırım. Bize önce diplomat olacaksınız dediler fakat acı gerçek! Sadece Mülkiyelilerin diplomat olabileceğini sonradan öğrendik. Bütün bunlara rağmen aklımda hep gazetecilik vardı benim. Ne olursa olsun… Gazetecilik!
