MİA: Hadi başlayalım, 4 ayrı Melda Onur hikâyesi çıkaralım istiyorum bugün. Çocukluk, gençlik, eğitim hayatı, biraz da yurtdışı… Çünkü biliyorum senin urtdışına gitme hikâyen çok enteresan. Sonrasında profesyonel hayat, gazetecilik ve devamındaki diğer işlerin ki onlar çok bilinmiyor. En son bölümde de biraz vekillik dönemine gireceğim. Varsa biraz gizli hikâyeler alalım:) Bir de tabii yeni dönem, yeni bir başlangıç var, biraz bundan sonraki döneme dair konuşmak istiyorum. Melda Onur ne yapsın istiyorsun bundan sonrası için? Neler hayal ediyorsun?
MELDA ONUR: Ne yapayım halkıma? 🙂
MİA: 4 sene yaptım diyorsun, yapacağımı:) Tam 4 yıl değil mi senin?
MELDA ONUR: Evet 4 yıl.
MİA: Geçen gün bir arkadaşla konuşurken o kadar emindi ki, “Melda kesin iki dönem vekillik yaptı” diye.
MELDA ONUR: Öyle dolu dolu görünüyor.
MİA: Şimdi en başa dönelim. En küçük kız, ilk hatırladığın anılardan başlayalım, yer, zaman, neresi, kaç yaşındasın?
MELDA ONUR: Tabii, tabii. İlk hatırladığım yer olsa olsa İstanbul, Fındıkzade’deki ev, çünkü ben Eskişehir’de doğdum, ama Eskişehirli değilim.
MİA: Yıl söyleyebiliyoruz değil mi?
MELDA ONUR: Tabii, 1964. Sanıldığının aksine, Eskişehirli değilim. Milletvekilliği dönemimde Eskişehirli olarak anıldım, Eskişehir’de doğduğum için. Büyükbabam Eskişehir’de döneminTekel Bölge Müdürlüğünde çalışıyordu. Annem çok erken yaşta anne-babasını kaybettiği ve doğuma kayınvalidesinin yanına gittiği için hem ablam hem ben Eskişehir’de doğduk. Aramızda 5 yaş var ablamla ama bilirsin, bir yaştan sonra fark kapanır ya kardeşler arasında, çok yakın büyüdük diyebilirim… Birbirimizin eşyalarını kullandık, birbirimizin kıyafetlerini giydik hep. Hiç ayrımız gayrımız olmadı. Neyse, babamın subay olması nedeniyle ben doğduktan kısa bir süre sonra Erzurum’a gitmişiz. Şark hizmeti malum… Fakat hatırlamıyorum Erzurum yıllarını. Babamın tayini çıkınca, Erzurum’dan İstanbul’a geldik. Benim hayal meyal hatırladığım bir İstanbul… Fındıkzade’de teraslı bir evde oturuyorduk. Tabii şimdiye göre çok daha küçük bir şehirdi İstanbul.
MİA: 70’ler herhalde?
MELDA ONUR: 67-68 falan, o civarlar. Benim 3-4 yaş civarım olsa gerek Fındıkzade dönemi. Oradan Çerkezköy’e geçtik. Çerkezköy’ü de hayal meyal hatırlıyorum. Lojmanda kalıyorduk. O zamanlar Çerkezköy dümdüz, köy gibi bir yerdi ve lojmanlar da hayli yüksek binalardı aslında. Ama yıllar sonra bir iş için gittiğimde bulamadım o lojmanları. O kadar küçücük kalmışlar ki… Çerkezköy de yıllar içerisinde bambaşka bir yere evrildi tabii… Hayal meyal hatırlıyor insan. Çocukluğuma dair en iyi hatırladığım yer Büyükçekmece Askeri Kampı. Yazları kampa giderdik. Ama o zamanlar öyle çok kişinin gittiği, çok yaygın kullanılan bir şey değildi kamplar. İnsanlar genellikle memleketlerine giderdi tatillerde. Kampa gitme, deniz kenarında tatil yapma geleneği o yıllarda çok da fazla yoktu.
MİA: Benim babam bankacıydı. Annem, “yaz gelince herkes memleketine, köyüne gider. Bizim köyümüz yok, o yüzden kampa gidiyoruz” derdi şaka yollu.
MELDA ONUR: Aaa evet! Kumburgaz’da, bir de Ayvalık’ta Akbank’ın banka kampları vardı, hatırlıyorum.
MİA: Ne hatırlıyorsun kamptan?
MELDA ONUR: Çadırlar tabii! Çadır hayatı! İlk kamplar öyle bina falan değildi. Kocaman, askeri çadırlar vardı.
MİA: Bak bunu unutmayalım, sonra Gezi’deki çadırlara bağlarız:)
MELDA ONUR: Hahaha, tamam! İşte kocaman çadırlarda kalırdık. Yüzmeyi o yıllarda öğrendim muhtemelen ama ilk nasıl öğrendiğimi hatırlamıyorum. Galiba çok küçüktüm, attılar beni suya. Eskiden yüzme öyle öğretiliyordu işte, atıyorsun suya tamam! Babam çok meraklıdır denize girmeye. İşte çocukluğun ilk 5 yılında en belirgin hatıralarım yaz kamplarından. Derken Burdur’a geldik. Burdur, 5 yılımın geçtiği, çocukluk hayatımda en uzun kaldığım yer.
MİA: Neler hatırlıyorsun Burdur’dan?
MELDA ONUR: Burdur deyince benim aklıma öncelikle sinemalar gelir. Çok sinema vardı Burdur’da o zamanlar. Şimdi Anadolu’da o kadar sinema kalmadı bakın. Zaten sinema deyince de alışveriş merkezlerinin içine yapılan o küçücük salonlar geliyor insanların aklına. Bizim Burdur’da ilk yıl oturduğumuz ev, oranın yazlık sinema sahiplerinin birinin eviydi. Evin koridoru, direkt sinemanın perdesine bakıyordu. Loca gibi bir evdi anlayacağın. Yaz boyu, çoluk çocuk, bütün ahali bizim evde toplanındı yazlık sinema için. Erol Taş’tan ik orada ürkmüşümdür. (Kahkahalar) “Yüzbaşının Kızı” diye bir film oynamıştı.
MİA: Evin içinde de sinema iyiymiş yani…
MELDA ONUR: Tabi tabii, Cüneyt Arkın, Zeynep Değirmencioğlu, yani Ayşecik… Kötü adam Erol Taş’tı hep. Hiç unutamadığım bir sahne var mesela. Birini atın arkasına bağlayıp sürüklüyordu. Kan revan bir sahne! Çok ürkmüştüm!
MİA: Eh ilkokul öncesi dönem muhtemelen?
MELDA ONUR: Tabii ilkokul öncesi. Daha 1. Sınıfta bile değilim. “Vatan Yahut Silistre” tiyatro oyunu olarak gelmişti oraya mesela. Bir de vampir filmleri! Drakula falan! Çok korkardım. Seyredemezdim hiç. Düşünsene, Drakula filmi geliyor ve en az 1 hafta oynuyor. Her akşam, evin içinde, yattığın yerden görebiliyorsun. Kafama örtüyü çeker, ablamı uyandırırdım. O kadar korkardım yani! O zamanlar da korku filmi modası mı vardı nedir? Ha bire korku filmleri gelirdi. Okul yolu üzerinde de bir sinema vardı. Okula gidip gelirken önünden geçerdik. Kapalı sinemaydı o. Afişleri olurdu “Vampirler Gecesi” falan diye. Koşarak geçerdim o afişlerin önünden korkudan. Uzun yıllar korku filmi izleyemedim o yüzden. O kadar yer etmiş yani… Yıllar yıllar sonra ilk kez bir vampir filmine çok isteyerek gittim. Ama kan görmeye dayanamıyorum ve çok da korkuyorum ya, bir arkadaşımı alıp gittim. Kendi kanım neyse de başkasının kanını görmeye dayanamam ben. Alıştık gerçi şimdi. Ülke her şeye alıştırdı ne yazık ki… Ama o zamanlar öyleydim işte. Coppola’nın meşhur Drakula’sını seyretmeye gitmiştim. Çok fantastik, çok güzel filmdi. Burdur’dan aklıma gelen bir başka şey de acur! Bildiğin acur! İlk kez orada yemiştim. Yazlık sinemanın altında satılırdı, tuzlayıp tuzlayıp yerdin, nefis! Tabii Burdur’a dair en acı anım da deprem oldu. Lojmanlara yeni taşınmıştık. 1971 yılıydı, çok büyük bir deprem oldu. Çok kişi öldü ne yazık ki. Galiba Mayıs ayı falandı. Pikniğe gidecektik çünkü, hepimiz önlüksüz, elimizde piknik çantalarıyla falan erkenden okula gitmiştik. Sınıftayken oldu deprem. Önce anlamadım ne olduğunu. Deprem nedir bilmiyorum tabii… Apar topar çıkardılar bizi okuldan. Tabii her yer yıkıldığı, çok can kaybı olduğu için okullar bir süre kapalı kalmıştı. Tabii çok küçüktüm algılama açısından ama, mesela ablamın hayatında hâlâ çok büyük bir travmadır o. Çok korkar depremden. Sonrasında Erzincan’da da kaldık, biliyorsunuz, Erzincan da çok sallanır. En son 99 depremini de birlikte yaşadık zaten.
ALİ FUAT: Erzincan mı? Ben Erzincan’lıyım:)
MELDA ONUR: Eh ben de Erzincanlı sayılırım, Erzincan Lisesi mezunuyum.
MİA: Allahım benim bu hayatımda giderek sayısı artan Erzincan’lılar ve Erzincan bağlantısı ne olacak? 🙂
MELDA ONUR: Yapacak bir şey yok canım, çünkü Erzincanlı çook ve her yerdeler, nasıl da iyi insanlardır hep…
